Herakles’in On İki İşi

Yunan mitolojisinde Herakles, Roma Mitolojisi’nde Herkül, Zeus ile Miken kralının kızı Alkmene’nin oğludur.

Zeus’un eşi Hera, rakibesi Alkmene’den nefret etti ve bebekler daha doğmadan Hera kıskançlık göstermeye başladı. Zeus bir gün  Perseus soyundan doğacak ilk çocuğun Argos üzerinde hüküm süreceğini söyledi. Bunun üzerine Hera derhal doğum tanrıçası olan kızı, tanrıça Eileithyia ve kader tanrıçaları Moiralara Alkmene’nin bebeklerinin doğumunun geciktirilmesi emrini verdi. Buna karşılık Sthenelos’un oğlu, Herakles’in kuzeni Eurystheus’un doğumunun hızlandırılmasını istedi.  Zeus’un söylediği söz, aslında Herakles için söylenmiş ise de, Eurystheus için geçerli sayılmış oldu.

Hera’nın hıncı hiçbir zaman Herakles’e karşı tükenmedi. Herakles henüz 8 aylıkken kardeşi İphikles ile kundakta yatarken, iki kocaman yılan gönderir. İphikles ölümlü olduğu için korkar, fakat Herakles, yılanları, boyunlarından sıkarak öldürür (Resim 1). Bu olayı yorumlayan biliciler, Herakles’in dünyada yaşayan varlıkların en güçlüsü olacağını haber verirler.

Resim 1: MÖ 400, Kırmızı Figür. Kalyx Krater / The British Museum

Herakles, bir nöbet anında Megaira’dan doğan çocuklarıyla İphikles’in iki çocuğunu ateşe atarak öldürür. Bir diğer mitosa göre çocuklarını ve karısını ok ile öldürmüştür. Herakles kendine geldiğinde bundan vicdan azabı duyar ve günahının affedilmesi için Delphi mabedine gider. Güneş tanrısı Apollon ona bu cinayetin kirlerinin ancak Tırynthe kasabasına gidip kral Eurystheos’un hizmetinde on iki sene çalışmakla temizlenebileceğini bildirir. Herakles bu buyruğa boyun eğmek zorunda kalır. Sonradan kral olan Eurystheos, kendisi zayıf ve korkak olduğundan, güçlü kuvvetli; yaman bir kahraman olan Alkmene’nin oğlunun bir gün tahtını elinden almasından ürker ve mahvolması için ona sağ dönemeyeceğini sandığı çok tehlikeli görevler verir.  Herakles bütün bu zor ve tehlikeli görevleri başarı ile yerine getirir. İşte korkmadan ve yenilmeden başardığı bu korkunç ödevlere “Herakles’in on iki işi” denir.

GÖREVLERİ (ATHLOİ) – ON İKİ İŞİ

  1. Nemea Aslanı

Kral Eurystheos; Herakles’ten Nemea aslanının derisini getirmesini ister. Bu korkunç hayvan Argolis civarında bulunan Peleponnes ormanlarında etrafına dehşet saçmaktadır. Aslanın kükremesi o kadar ürkütücüdür ki köylüler ve çobanlar kükremeyi duyduklarında saklanacak yer arıyorlarmış. Bir eline okunu ve yayını diğer eline de budaklı sopasını alan Herakles bu aslanın peşine düştü. Sonunda sürüleri mahfeden o korkunç aslanı buldu. Aslan Herakles’in bu cesaretinden korkarak iki girişi olan bir mağaraya kaçtı. Herakles önce mağaranın iki girişinden birini kayalarla kapattı, sonra mağaradan içeri girdi. Aslan Herakles’i görünce yelelerini kabartarak üzerine saldırdı. Herakles elindeki sopayla aslanın kafasına öyle bir darbe vurdu ki aslan sersemledi.

Bunu fırsat bilen Herakles hemen aslanın boğazını kolları arasına alarak sıkmaya başladı. Uzun bir mücadeleden sonra Herakles aslanı boğarak öldürdü ve yere yatırıp hiçbir okun delemediği derisini yüzüp kendisine zırh yaptı. Aslan postu Herakles’in önemli atribülerinden biridir. Herakles tasvirlerinde her zaman bu aslan postuyla birlikte, ya sırtına asılı ya da koluna sarılı durumda gösterilmiştir. Herakles, karakteristik silahı olan sopasını ilk işi yani Nemea aslanını avlaması sırasında kendi eliyle yontup meydana getirmiştir. (Resim 2)

Resim 2: MÖ 520, Siyah Figür. Hydria / The British Museum
  1. Lerna Ejderinin Öldürülmesi

Bazı kaynaklarda “Lerne Hydra’sı” olarak da geçmektedir. Lerna ejderi de, Nemea aslanı gibi Ekhidna’nın oğlu olan bir canavardır. Hera tarafından özel olarak yetiştirildiği söylenmektedir. Lerna bataklığında yaşamakta olup ormanları bozuyor, hayvan sürülerini yutuyordu. Lerna ejderi başı yılan şeklinde ve sayıları araştırmacılar tarafından beş, altı, dokuz, yüz olarak değişen ve bir kafasının ölümsüz olduğu bilinen bir canavardır. Argos kırlarının bu baş belası ile yaptığı savaşlarda Herakles’e sadık dostu (yeğeni) İolaos yardım ediyordu. Lerna ejderi ile dövüşmeye giderken aslan postunu İolaos kullanıyordu. Bataklığın yanına geldiklerinde Herakles sazlıklara doğru bir ok attı. Lerna ejderi dokuz başını birden kaldırarak kendini gösterince Herakles sopasıyla bu canavara yaklaştı ve başlarını ezmeye başladı. Fakat ezilen her başın yerine iki baş çıkıyordu. Herakles dostu İolaos’tan yardım istedi. İolaos sazlıkları yakarak bir yangın çıkardı, Herakles de bu yangından faydalanarak ezdiği başları ateşle dağladı ve bir daha çıkmalarını önledi. Sadece tek başı kalınca canavarı toprağa gömdü ve üzerine kaldıramayacağı kadar kaya yığdı, böylece bu işini de başarmış oldu. Dönmeden önce Herakles Ejder’in zehrine oklarını batırarak onları zehirli ve öldürücü oklar haline getirdi.(Resim 3)

Resim 3: MÖ 525, Hydria / The J. Paul Getty Museum
  1. Tunç Ayaklı Dişi Geyik

Kyreneia geyiği olarak da bilinmektedir. Altın boynuzlu, tunç ayaklı bu geyik Artemis’e kutsanmıştır. Dolayısıyla onu öldürmek yasaktır. Bazı kaynaklara göre Eurystheos; Herakles’e Arkadia’da Keryntos dağının meşhur dişi geyiği canlı olarak tutup getirmesini emrettiği söylenir. Herakles, hayvanı diri olarak yakalamak için bir yıl izler. Dağ taş demeden geyik nereye giderse o da peşinden gider. Geyik yorulunca kendi ayak izlerini takip ederek geri dönmeye başlar, Arkadia’daki Ladon nehrinin kenarına gelince orada atlayıp atlamamakta kararsız kalır. Bu zamanı değerlendiren Herakles geyiği hafifçe yaralar ve boynuzlarından tutar, Miken’e götürür. Bazı kaynaklarda Herakles’in dördüncü veya beşinci işi olarak da geçmektedir. (Resim 4)

Resim 4: MÖ 510, Siyah Figür. Amphora / Toledo Museum of Art
  1. Erymanthos Dağının Yabandomuzu

Efendisinin sarayına döner dönmez Herakles; Erymanthos dağındaki yaban domuzunu arama emrini almıştı. Bereketli Arkadia çayırlarına, tarlalarına, bahçelerine bela olan bu korkunç canavarı canlı olarak yakalayıp getirmesi emredilmişti. Silahlarını alarak yaban domuzunu aramaya çıkan Herakles sonunda onu buldu ve yüksek dağlarda ölümcül bir kovalamaca başladı.

Durup dinlenmeden koşan ve avına nefes aldırmayan kahraman, sonunda onu bitkin ve yorgun bir halde derin bir mağarada karla kaplı bir yar içine düşürdü. Bu iri hayvanı ayaklarından bağlayarak güçlü omuzlarına aldı ve götürüp Eurytheos’un önüne bıraktı. Kral bu yabani hayvanı görünce dehşete kapılmış, korkudan büyük bir tunç köpek heykelinin içine saklanmıştır. Bazı kaynaklar da ise kralın bir fıçı içine saklandığı belirtilmiştir. (Resim 5)

Resim 5: MÖ 540-530, Siyah Figür. Amphora / The British Museum
  1. Stymphalos Kuşları

Arkadia’da Stymphalos gölü kıyısında, etrafı dikenli çalılarla kaplı bir bataklığın ortasında, insan etiyle beslenen bir takım kuşlar yaşamaktaydı. Vahşi savaş tanrısı Ares’in kan dökücü yaratıkları olan bu kuşların gagaları, pençeleri ve kanatları tunçtandı. Bu kuşlar tüylerini bir ok gibi fırlatabiliyorlardı.

Herakles; insanları öldüren, sürülere saldıran, tarlaları, bahçeleri yok eden bu vahşi kuşları bulundukları yerden kovmak emrini aldı. Sayılamayacak kadar çok olan yuvalarından kuşları çıkarabilmek için Herakles, Tanrı Hephaistos’un yaptığı ve tanrıça Athena’nın kendisine armağan ettiği tunç zilleri (çalpara) kullandı. Onlarla öyle çok ses çıkardı ki kuşların tunçtan olan gagaları da sesten titreşmeye başladı. Herakles de yuvalarından çıkıp havalanan kuşları oklarıyla teker teker öldürdü. Farklı kaynaklarda dördüncü veya altıncı işi olarak da geçmektedir. (Resim 6)

Resim 6: MÖ 540, Siyah Figür. Amphora / The British Museum
  1. Girit Boğası

Girit kralı Minos denizlerin tanrısı Poseidon’a yalvararak, kendisine sunulmak üzere bir kurban istemişti. Bu yakarıştan mutlu olan Poseidon azgın dalgaların içinden hiç görülmemiş irilikte bir boğa çıkardı. Bu boğa o kadar güzel o kadar heybetli ve güçlü, kuvvetliydi ki kral Minos bu benzeri görülmemiş hayvanı tanrıya kurban etmeye kıyamamıştı. Sözünü yerine getirmek ve tanrının kızgınlığından kurtulmak için başka kurbanlar kestiyse de Poseidon verdiği sözü tutmayan krala kızdı ve boğayı kudurttu. Kuduran boğa memleket için bir felaket oldu. Bu müthiş boğa nefes aldıkça burnundan alevler çıkartıyor, her tarafı yakıp yıkıyor, etrafa ölüm saçıyordu.

Kral Eurystheos; Herakles’e emrettiği altıncı görev Girit Boğası ile savaşması idi. Bazı kaynaklarda yedinci görevi olarak da geçmektedir.  Bu çetin işte de Herakles’e boğayı öldürmemesi, fakat takip etmesi, yakalaması ve diri olarak Miken’e getirmesi şart koşulmuştu. Herakles efendisinin buyruğunu yerine getirmek için Girit adasına geldi. Boğayı görür görmez üzerine saldırdı, boynuzlarından yakaladı, dizlerini büktü kuvvetli bir bağ ile bağladıktan sonra; bu kocaman hayvanı omzuna aldı ve denizi geçerek getirip diri diri Eurystheos’un önüne koydu. Eurystheos hayvanı Hera’ya adamak istedi. Ama tanrıça Herakles adına sunulan bir takdimeyi kabul etmedi ve boğayı serbest bıraktı.

Boğa Marathon ovasına yerleşti ve etrafa büyük zarar vermeye, insanları öldürmeye, kargaşaya sebep olmaya başladı. Herakles’i kendine örnek alan Theseus bu boğayı Daidalos’un yaptığı labirentte yakaladı ve zincire vurdu. Onu Delphinios’a (Delphi’deki Apollon Tapınağı) götürerek tapınakta Apollon’a kurban olarak sundu. (Resim 7)

Resim 7: MÖ 500, Siyah Figür. Amphora / The British Museum
  1. Augias’ın Ahırları

Kral Augias, Helios’un (Güneş) oğlu olup Peloponnes’te bir Elis kralıydı. Babasından kalma büyük bir sürüsü vardı. Üç bin den fazla sığırdan oluşan sürüsü eski tarzda, saraydan pek uzak olmayan çitle çevrili bir alandaydı. Ahırlarında biriken gübreleri yıllarca kaldırtmayı ihmal ettiğinden topraklar gübrelenemiyor ve ülkeyi verimsizliğe itiyordu. Bazı kaynaklarda otuz seneden beri temizlenmemiş olduğu söylenir. Eurystheos bu pis iş için, hem de onu küçük görmek amacıyla Herakles’e görev verdi.

Herakles gelip Augias’la konuştu ama görevi Eurystheos’un verdiğinden bahsetmedi. Augias işe çok sevindi. Ama aslan postu giymiş bu kahramanın böyle pis bir işe gönüllü olmasının altında bir sebep aradı ve ona bir ödül vaat etti. Eğer tüm ahırları bir günde temizlerse krallığının yarısı Herakles’in olacaktı. Bazı kaynaklarda sürünün onda birini alacağı söylenir. Herakles şartı kabul edince kral onun kürekle bu işi halledeceğini ve bir günde asla başaramayacağını düşündü. Herakles işe koyuldu. İlk iş olarak Herakles, çiftliğe doğru yönelen derin ve uzun bir hendek kazdı. Alpheus ve Peneios ismindeki iki nehrin yataklarında akmasına iri taşlarla engel oldu. Nehirleri bir araya getirerek ahırlara doğru kazdığı hendeğe yöneltti. Gübreler, hızla akan nehir suları ile ahırlardan kısa sürede temizlendi. Ama kral, kararlaştırılmış olan krallığının yarısını vermeyi reddedince Herakles duruma kızdı.

Augias üstüne üstlük Herakles’i krallığı Elis’ten de kovdu. Herakles bunun öcünü almak için kralı çocuklarıyla birlikte öldürür. Hatta savaş açtığı söylenir. Apollodoros’a göre Eurystheos, Herakles’in Augias’la yaptığı anlaşmadan haberi olduğunu, krallığının yarısı gibi bir ücret karşılığı ahırları temizlemesinden haberi olduğunu söyledi ve görevi iptal etti, on iki işinden saymadığı söylenir. (Resim 8)

Resim 8: MÖ 500, Siyah Figür. Skyphos / The Mount Holyoke College Art Museum
  1. Diomedes’in Atları

Diomedes savaş tanrısı Ares’in oğlu, vahşi Trakyalıların kralı idi. Kısrakların adları; Podargos, Lampon, Ksanthos ve Deinos idi. Diomedes, ağızlarından ateş ve alev kusan esrarengiz atlara sahipti ve bu atlar otla değil insan etiyle besleniyorlardı. Diomedes, fırtınaların yurdunun kıyısına savurduğu insanları atlarına yem olarak verirdi. Eurystheos, Herakles’e insan eti yiyen bu vahşi atları tutup “Miken’e” getirmesini emretti. Kahraman birkaç arkadaşı ile ya da tek Trakya sahilinden karaya çıktı, Diomedes’in ahırlarına vardı, atlara bakan hizmetçileri korkutarak ilerledi ve zalim kral Diomedes’i kaldırdığı gibi tunç yemliklere attı ve kendi atlarına yedirdi.

Böylece Diomedes, sayısız kazazedenin uğradığı akıbete kendisi de uğrayarak vahşi atlar tarafından öldürüldü. Efendilerini parçalayıp yedikten sonra Herakles bu atları önüne katıp Eurystheos’un sarayına getirdi. (Resim 9)

Resim 9: 1777-1782, The British Museum
  1. Amazonların Yenilmesi

Amazonlar Ares ile bir Naiad olan Harmonia’nın birlikteliğinden, Phrygia sınırları içerisindeki Akmonia vadisinde dünyaya gelmişlerdi. Savaşçı olarak ünlenen bu efsanevi kadınların kraliçelerinin adı Hıppolyte idi. Savaş tanrısı Ares kraliçelik işareti olarak Hıppolyte’ye altın bir kemer hediye etmişti.

Kral Eurystheos’un kızı Admete, Amazonlar kraliçesinin taktığı o muhteşem kemeri kendisine istedi. Kralda kızını sevindirmek için Herakles’e gidip kemeri almasını emretti. Herakles cesur ve gözü pek Yunan gençlerini topladı, bir gemiye binerek Amazonlar ülkesine doğru yola çıktı. Hellaspontus (Çanakkale Boğazı)’u geçerek, Propontis’in (Marmara Denizi) kuzey kıyısında şimdiki Tekirdağ’ın Marmara Ereğlisi ilçesinde Heraklia’yı ele geçirdi. Buradan Karadeniz kıyılarına doğru devam ettiler.

Sonunda kahraman ve yanındaki arkadaşları Themıskyra koyuna ulaştılar ve Amazonlar ülkesine ayakbastılar. Amazon kraliçesi gelenleri iyi karşıladı, onlara ziyafetler verdi. Hatta bu uzun ve zor yolculuğun sebebini öğrenince kemeri vermeyi bile kabul etti. Fakat tanrıça Hera bir Amazon kılığına girerek Olympos dağından inerek hırçın Karadeniz kıyılarına geldi.

Amazonları; Herakles’in kemeri almaya değil kraliçelerini kaçırmaya geldiğini ileri sürerek kandırdı. Bu yüzden büyük bir savaş oldu. Savaşın sonunda kraliçe Hıppolyte de dâhil olmak üzere birçok Amazon hayatını kaybetti. Herakles de kemeri alarak Kral Eurystheos’a götürdü.

Resim 10: MÖ 480-470, Kırmızı Figür. Kalyx Krater / J. Paul Getty Museum

Başka kaynaklara göre; savaşın Herakles ve yoldaşları karaya çıkar çıkmaz başladığını anlatırlar. Hippolyte’nin dostlarından biri (ya da kardeşi) olan Melanippe, çarpışmalar sırasında tutsak alındı. Hippolyte, onu kurtarmak için bir mütareke şartları uyarınca, Melanippe’nin serbest bırakılması karşılığında kemerini verdi.  (Resim 10)

  1. Geryoneus’un Öldürülmesi

Bu sefer Eurystheos Herakles’i, Geryoneus’un öküzlerini getirmesi için görevlendirmişti. Uzak batıda bir adada yaşayan Geryoneus’un oldukça heybetli üç gövdesi vardı. Kızıl sığırlardan oluşan sürüsünü dev cüsseli bir çoban ve üç baslı bir köpek koruyordu.

Geryoneus, Poseidon’un oğlu Khrysaor’la Okeanos’un kızı Kallirhoe’den doğmadır. Kralın bu yeni emrini yerine getirmek için Herakles, Afrika kıyısı boyunca güneşin battığı yerlere yöneldi. Yolda yorgunluğunu gidermek için Avrupa’yı Afrika’ya bağlayan kara parçasını kopardı ve karalar birleşmesin diye boğazın hem Avrupa hem de Afrika kıtalarına bitişik olan kısımlarına büyük birer sütun dikti. Böylece eskilerin “Herakles direkleri” adını verdikleri Cebelitarık boğazı meydana geldi.

Bu bölgede güneş yeryüzüne dik bir açıyla geldiğinden sıcaklık çok rahatsız ediciydi. Herakles sinirlendi ve güneşin ışınlarına karşı yayını gerip ok atmak için hazırladı. Güneş Alkmene’nin oğlunun bu cüretine şaşırdı ve onun sinirini yatıştırmak için yoluna devam etmesi için yardımcı olma sözü verdi. Akşam olup da gökten indiği zaman, dünyayı tekrar aydınlatmaya başlamak için gökyüzüne yükseleceği yerin kıyısına kadar kendisini Okeanos’un üstünde taşıyan su zambağı biçimindeki altın kupasını, gemi gibi kullanmak üzere Herakles’e verdi. Herakles kupaya binip gideceği yere vardı ve karaya çıkınca sürüyü gözetlemek için yüksekçe bir tepeye çıkarak orada bekledi. Fakat sürüyü koruyan üç başlı köpek Herakles’in kokusunu alarak ona saldırdı. Kahraman sopasıyla üç başlı köpeği öldürmeyi başardı, gürültüye koşan çobanda aynı şekilde Herakles tarafından öldürüldü.

Sürünün sahibi Geryoneus’u da zehirli oklarıyla öldürerek güneşe gemi vazifesi gören kupaya sürüyü doldurarak denize açıldı. Sürüyle birlikte yoluna devam eden Herakles Rhone kıyısına geldiği zaman burada yaşayan ve öküzlerin güzelliğini kıskanan insanlar tarafından hücuma uğradı. Kendisine saldıranlar o kadar kalabalıktı ki Herakles bütün oklarını bitirmesine rağmen düşmanlarını bozguna uğratamadı. Bu mücadele sırasında derin bir yara aldı ve güçten kuvvetten kesildi. Zor duruma düşen Herakles babası Zeus’tan yardım istedi, tanrıların tanrısı oğluna saldıranların üzerine taş yağmuru yağdırdı.

O günden bu güne bütün ova çakıl taşlarıyla doludur ve bu çakıl taşlarına “Krau çakıl taşları” denir. Sırası ile İtalya’yı, İllyria’yı, Trakya’yı geçti. Tam Yunanistan’a varacağı sırada ve sorunlarının sona erdiğini düşündüğü anda, Hera’nın gönderdiği bir sığır sineği (Bügelek) sürünün başına bela oldu ve sürüyü dağıttı.  Herakles büyük zorluklarla sürüsünün büyük bir kısmını toplayabildi, toplayamadığı sığırlar ormanlarda kaldı ve yabani sığır oldu. (Resim 11)

Resim 11: MÖ 550, Siyah Figür. Amphora / The British Museum
  1. Hesperid Bahçelerinin Altın Elması

Kral Eurystheos bu sefer Herakles’den, güneşin battığı taraflarda, o zamana kadar tanınmamış diyarlarda meyvesi altın elma olan kıymetli ağaçların bulunduğu, Hesperid’lerin bahçesine giderek oradaki altın elmalardan koparmasını emretti. Bu elma ağacı, tanrıça Hera’ya, tanrıça Gaia’nın düğün hediyesidir. Akşam yıldızının kızları olan Hesperid’ler, ağaçların üzerinde dört mevsimde de altın elmalar bulunan esrarlı bir bahçede yaşıyorlardı. Herakles altın elmaları koparmak için yola çıktı. Fakat bu bahçenin nerede olduğunu bilmiyordu.

Herakles’i korkutmak için Nereus yeteneğini kullanarak kılıktan kılığa girdi. Aslan oldu kükredi; zehirli yılan oldu çatal dilini uzatarak ıslık çaldı; alev oldu Herakles’i yakmak istedi, fakat bir türlü Herakles’i korkutmayı başaramadı. Alkmene’nin oğlu cevabı almadan onu serbest bırakmıyordu ve sonunda Nereus istemeyerek de olsa Hesperid’lerin gizli bahçelerinin nerede olduğunu söyledi. Herakles Nereus’un dedikleri doğrultusunda Afrika’ya geçti, batıya doğru yol alarak mutlu bahçenin altın kapılarına vardı.

Bu bahçede altın elmaları, Hesperid’lerden başka bir de ağzından alev saçan bir ejderha koruyordu. Herakles altın elmaları elde etmek için bu bahçeye yakın bir yerde dünyayı omzunda taşımaya mahkûm edilmiş dev Atlas’a danışmaya gitti. Atlas Herakles’e, eğer dünyayı bir süre taşıyabilirse ve biraz dinlenmesine izin verirse altın elmaları ona getirebileceğini söyler. Herakles bu öneriyi kabul ederek Atlas’ın yükünü omuzlar. Atlas altın elmaları alıp geldiğinde tekrar o yükün altına girmek istemez ve Herakles’e bu elmaları kral Eurystheos’a kendisinin götürebileceğini söyler.

Herakles bu durum karşısında kızdıysa da belli etmedi, atlası kandırmanın yolunu düşünmeye başladı. Atlas’a, tamam kabul ediyorum ama bana biraz yardım et, dünyayı daha düzgün tutmak için yardımına ihtiyacım var diyerek dünyayı tutmasını sağlar.  Başka kaynaklarda başına yastık koymak için izin aldığı söylenir. Herakles bu ağır yükten kurtulur kurtulmaz elmaları alıp oradan uzaklaştı ve kral Eurystheos’a elmaları götürerek bu görevi de başarıyla tamamladı. (Resim 12)

Resim 12: MÖ 420-400, Kırmızı Figür. Hydria / The British Museum
  1. Kerberos’un Getirilmesi

Sonuncu görev olarak kral Eurystheos; kahraman Herakles’i yer altına, Tanrı Hades’in ülkesine gitmeye ve Kerberos adındaki köpeği getirmeye mecbur etti. Üç başlı ve yılan kuyruklu Kerberos yer altı dünyasının kapılarını beklemekle görevliydi. Kralın emrini alır almaz Herakles Hermes’le  birlikte ölüler dünyasının derinliklerine daldı. Çamur sellerini, büyük alev ırmaklarını geçti, yeraltı ülkesinin Tanrısı Hades’in tahtının önüne gelince; ona seyahatinin sebebini anlattı.

Bunun üzerine Hades Herakles’e, kendi ülkesinin bekçisi olan bu köpeği eğer silah kullanmadan yenebilirse götürebileceğini söyledi. Halbuki üç başlı yılan kuyruklu bu azgın köpek yenilmesi imkansız bir canavardı. Herakles elinde hiçbir silah olmadan, yalnızca aslan postuyla gelerek köpeğin karşısına dikildi. Üç başının birleştiği yerden sıkarak ısırılmasına rağmen mücadeleye başladı.

Aslan postunun bağlı olduğu sırtını da köpeğin yılan kuyruğunun tarafına dönerek yılanın zehirli ısırıklarından kendini korudu. Köpek ağzından zehirli köpüklerini bitkilerin üzerine saçtı ve bunlar zehirli birer ot oldular. Sonunda köpek boğulduğunu sanarak kendini bıraktı. Herakles köpeği hemen bağlayarak yer altı dünyasından dışarı çıkardı. Kral Eurystheos; Herakles’in bu zor işi de başardığını ve köpeği yakalayıp getirdiğini görünce şaşırdı, korktu ve bu azgın hayvanı yine yer altı ülkesine Tartaros’a  geri gönderdi. (Resim 13)

Resim 13: MÖ 490, Siyah Figür. Amphora / The British Museum

CAN, Ş., Klasik Yunan Mitolojisi, 8.Baskı,1997.
CARPENTER, T.H., Antik Yunanda Sanat Ve Mitoloji.
CARVALHO DE MAGALHAES, R., Antikçağ’dan Günümüze Mitoloji.
CÖMERT, B.,  Mitoloji ve İkonografi, Ankara,1999.
HOMEROS.,  İlyada, Çeviren: Erhat, A., Kadir, A., İstanbul,2008.
GRAVES, R., Yunan Mitleri, Çeviren: Uğur Akpur.
GRIMAL, P., Mitoloji Sözlüğü Yunan ve Roma, Çeviri: Sevgi Tamgüç,1997.
NTV Yayınları, Mitoloji-Kolektif.
SAKARYA, Y., “Mitoloji”, Gelişim Sanat, Anadolu Kasım 2011, 77-80.
SCHWAB, G., Klasik Yunan Mitolojisinin En Güzel  Efsaneleri – I, Çeviri: Devrim Doğan Yüzer,2004.
SİNANOĞLU, N.H., Grek ve Romen Mitolojisi.

Facebook'tan Yorumla




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir