Cam’ın Antik Karakteri

Cam Nedir?

Cam bir ergime malzemesi olarak, ne tam sıvı ne de tam katıdır. Temel içeriği Silisyum oksit (ince kum) tir. Bunun dışında saydam bir görünün için sodyum ve potasyum, renk vermesi maden oksitler kullanılmaktadır. kullanılan bütün malzemeler belli bir ısıda durması gereken pota içinde eritilerek cam hamuru oluşturulmaktadır. İşlenmesi için camın 900 ie 1200 derecede kalması gerekir. Sıcak cama şekil verildikten sonra en fazla 800 dereceye kadar soğutulmaktadır. Bundan sonrası ise kademeli olarak soğutulmaktadır aksi takdirde cam çatlayabilmektedir.


Camın keşfi; insanın bu malzemeyi kullanarak hayal edilebilen her biçimde ve sayısız amaca yönelik eşyalar üretmesine olanak sağladı. Tatsız ve kokusuz olması nedeniyle depolama için ideal bir malzemedir. Ağzı sıkıca kapatıldığında içine konulan malzemeyi uzunca süre muhafaza etmektedir. Cam testi su yolunda bile kırılsa tekrar kırıkları toplanarak işlemden geçer ve yeniden işlev kazanır.


En erken örnek Anadolu-Suriye arasında, Amik ovasında yer alan Atcana kentinde bulunmuş olsa da genel dağılımı Mezopotamya’yı göstermektedir. Mezopotamya’da üretilen cam eserler ve yapım teknikleri Geç Tunç Çağını oluşturan diğer medeniyetlere ihraç edilmiştir, özellikle Mısır’lı zanaatkarlar kısa bir süre içinde kendilerine özgü cam eşya tiplerini geliştirdiler. Camın sıcak olduğu zaman dövülme kabiliyetine, soğuduğunda ise bükülebilme kabiliyetine sahip olması Mısırlı cam ustalarını heyecanladırmış ve yeni biçimler denemeye yöneltmiştir. Mısırlılar İ.Ö. 14. yy’da Firavun III. Amenhotep’in zamanında endüstriyel bir devrim olarak en göz alıcı ve parlak devrini yaşamıştır. Yassı şişeler, sürahiler, amphoriskoslar, kavonozlar, gözyaşı şişeleri küçük tüpler gibi objeler yapmışlardır. Bu kapların kokulu yağların, vucut merhemlerinin, kıymetli tütsülerin korunması, ilaç ve kozmetik ürünlerin muhafazası için de kullanılmışlardır.

Cam Batığı

1025’te Marmaris yakınlarında Serçe limanı adlı küçük körfezde kayalara çarparak batan gemi, cam külçeleri taşıyordu. 32 metrede yatan, 1977-1979 yılları arasında Prof. Dr. George Bass tarafından kazılan batık, büyük ölçüde sağlam ele geçmiştir. Bu gemi; İslam-Bizans devletleri arasında serbestçe gidip gelmekte olan bir tüccarın olduğu öne sürülmektedir.

Hurda camlar yeniden eritilmek üzere gemiye konulurken bir yandan da yeni üretilen camlar uğranılan limanlarda satılıyordu. Ele geçen buluntular çeşitli işlemlerden geçirtirilerek (oksijenle temasa alışması bakımından) Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir. Ayrıca burada bir cam salonu bulunmaktadır.

İ.Ö. 14. yy’a ait Miken cam boncuk dizisi ile Kaş Uluburun Batığı’ndan çıkartılan işlenmiş cam külçeler de yer almaktadır. Bu müzede yer alan Doğu Roma Batığı ve Tektaş Batığı’nı da unutmamak gerekir. Ayrıca Çeşme Kalesi ve Müzesi’nde de cam örnekler mevcuttur.

Antik Çağ yazarı Plinus’a kulak verelim;  Suriye’de Fenikeliler zamanında Karmel Dağı’nın alçak tepeleri arasında Candebia adında bir bataklık vardı. Çamurlu birikintilerle dolu ve oldukça derin olması nedeniyle nehrin dibindeki kum, ancak suların çekilmesi ile ortaya çıkardı. Kumlar dalgalarla çarpışarak yabamcı maddelerden temizlenirdi. Deniz suyunun acılığının kum üzerinde temizleyici rolü olduğu ve etki olmadan kumdan hiç fayda gelmeyeceği sanılırdı. Rivayete göre güherçile dolu bir gemi buraya demir atar; gemi tayfaları kıyıda yemek hazırlamak için ocak kurmak isterler fakat etrafta taş olmadığı için gemiden getirdikleri guherçile blokları ile bir ocak yaparlar. Odunları yakınca saydam bir sıvının ocaktan sızdığını görürler. Böylece cam bulunmuş olur.

Cam yapım teknikleri o dönem insanı hakkında bize ayna tutar.

1. İç Kalıp Tekniği

İlk olarak yapılmak istenen kabın formunda bir iç kalıp hazırlanır. Kömür, gübre, kum ve kuvars (silisyum dioksit SiO2) tozlarının karışımıyla oluşturulan bu iç kalıptan form metal bir çubuğun ucuna tutturularak 800 Co ısıtılır. Yapılan iç kalıp potada (fırın) eritilmiş ya da toz haline getirilmiş cama bandırılarak malzemenin her yerine yapıştırılması sağlanır. Bu işlemden sonra iç kalıp üzerine yapışan camın düzleştirilmesi için form ahşap bir zemin üzerinde yuvarlatılır. İÖ 16yy da gördüğümüz bu teknikle; içerisine yağ veya güzel kokular konulan albastron, amphoriskos, oinochoe ve aryballos gibi küçük şişeler üretilmiştir. Üfleme tekniğinin ortaya çıkışına kadar bu teknik kullanıldı.

2. Döküm Tekniği

Pişmiş topraktan yapılan kalıpların üzerinde bırakılan delikten toz veya eriyik haldeki camlar dökülür. İçerisine camın konulduğu bu kalıp 800-1000 Co sıcaklıkta potada pişirilir.Fırınlama işleminden sonra soğutularak kalıptan çıkarılan eser üzerindeki döküm izleri çarka tutularak pürüzsüzleştirilir.

3.Kalıba Basma Tekniği

İ.Ö. 1. yy-İ.S. 1yy arasında üretilen kaselerde bu teknik yaygın olarak kullanıldı. Tekniğin uygulanışında bir topak erimiş cam, bir kalıp üzerine konur ve üzerine piston veya mühür bastırılarak kabın formu çıkarılır. Kalıp kaba dış şeklini verirken mühür ise iç şeklini vermektedir.

4. Üfleme Tekniği

İ.Ö. 1. yy’ın ikinci yarısında Suriye’de icat edildi. Bu teknikte üretilen camların en belirgin özelliği ince ve şeffaf olmasıdır. Üfleme işlemi ” üfleme piposu” yardımıyla olur.

 

KAYNAKÇA

Antik Çağ Cam Yapım Teknikleri- Fevziye EKER

Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi

Ege Üniversitesi


Facebook'tan Yorumla




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir