Antik Roma ve Eski Yunanda “İntihar”

 

”Şu saniye ebediyen gitti, geri getirilemez olanın kimliksiz yığını içinde kayboldu.
Asla geri gelmeyecek. Asla geri gelmeyeceğim.
Buna hem üzülüyor, hem üzülmüyorum.”
İntihar kişinin kendine yönelttiği şiddetli bir saldırganlık halidir. Herpertz‘e göre intihar davranışına yol açan en önemli faktör, tolere edilemeyen gerilimden kurtulma isteğidir. Arkun‘a göre intihar düşüncesi, girişimi ve eylemi bütün canlılarda var olan yaşam içgüdüsüne karşıt bir durum olarak görülmektedir. İntihar bilinçdışının ortasında oluşan bir yarıktır, bu yarıktan akan haz verici bir şarapı tatmaktır, anne karnıdır, hiç doğmamış olmaktır ya da anne rahmine tekrar dönmektir, bunu arzulamaktır. Bu dünya’da yaşamak bir işine yaramamıştır onun. Cennet, katlanılabilir bir yer olsaydı belki de ilk insan oraya alışırdı, bu dünya da katlanılabilir değil. Çünkü burada başka bir cennetin olmasını arzuluyoruz, anlamadan baktığımız bir yer. Freud‘da göre intihar ölüm içgüdüsünün etkinlik kazanarak kişinin kendi üzerine çevrilmesidir. İntiharı kınayan Platon ve Aristoteles’ karşılık Stoacı okul taraftarları intiharın sadece izin verilen değil aynı zamanda faziletli bir davranış olduğunu öğretirlerdi. Hayatına son vermek arzusu taşıyan kişinin nedenlerini belirterek izin için eylemini önceden devlete bildirmesi zorunluluğuna ilişkin Attike kanunlarında ki hüküm, devletin intiharı yasklamasında ziyade intihar eylemini denetim altında tuttuğunu göstermektedir. Her durumda intihar Yunanlılar da cezalandırılmamıştır. Bu, İntihar girişiminde bulunan bir Yunanın tekrar tekrar intihar eylemini denemekte özgür olduğu anlamına gelir. Decameron’da bir intihar düşüncesini ele alalım, öykü Floransa’da başlar; Girolamo zengin bir tüccarın oğludur ve bir terzinin kızı olan Salvestra’ya aşık olur. Ailesi bu ilişkiden hoşlanmaz ve Girolamo’yu Fransa’da ki mal varlıkları hakkında bilgi edinmek üzere onu Paris’e gitmeye zorlarlar. İki yıl sonra döndüğünde Salvestra evlenmiştir ve ona karşılık vermez. Girolamo, yaşamına son vermeye karar verir.. yumruklarını sıkarak ölene kadar nefesini tutar. Bu aslında tıbbi olarak olanaksız bir intihar olduğu halde Girolamo’nun girişimi başarılı olmuştur.


Atina Kralı Theseus‘un babası Aegeus, kıyıdaki en yüksek burçtan Minotauros’u öldürmeye giden oğlunun yolunu gözlemektedir. Anlaşmalarına göre Theseus zaferle dönecek olursa kara bayrağı indirip yerine beyaz bayrağı çekecekti. Theseus zafer sarhoşluğu ve yanında getirdiği Prenses Ariadne’nin heyecanıyla anlaşmayı unuttu. Gemi yaklaşınca sancakta ki kara bayrağı görür görmez oğlunun başına bir felaket geldiğini sanan Aegeus, kendini burçtan denize atıp intihar etmişti.


Bütün eski toplumlarda olduğu gibi Yunan ve Roma’da bulunan köleler bütün haklarından mahrum idiler. Köleler Roma hukuku bakımından menkul ve gayrimenkul mallar gibi eşya muamelesi görürlerdi. Ağır işler ve efendilerinin davranışlarından tedirgin olan köleler arasında intihar edenlerinin sayısının çok olduğu görülmektedir. İntihar girişiminde bulunan köle ise ahlaksız bir köle olurdu.
Askerlerinin intiharı her durumda cezayı gerektirmiştir. Korku veya tembellik nedenleriyle hayatına son veren askerin vasiyetnamesi iptal edilmiş ve kendisi şerefden yoksun bir kişi olarak kabul edilmiştir. Ülkesini koruma görevi yapan askerin, bu sıfatla, devletine hizmetle yükümlü olduğundan intihar eyleminin askerden firar etmek olduğu kabul edilmiştir.

Roma imparatorluğunun, savaşlarla geçen ilk dönemlerinde intihar eylemine çok seyrek rastlanırdı. Aile bağlarının kuvvetli olduğu toplumda , insan hayatı çok kıymetli olduğundan gereksiz yere, bir anlık zorluk karşısında hayatlarına son vermeleri düşünülemezdi. Bu yüzden intihar girişiminde bulunanlar ağır bir şekilde cezalandırılmıştır. Romalıların gerileme döneminde intihar olaylarında artış görülmüştür. Stoacıların özdeyişlerini ve Yunan felsefesini öğrenen Romalılar, intiharın hayata son vermenin hoş bir şekli olarak kabul ettiler. Filozoflar intiharın bir cesaret ve bilgelik işareti olduğunu belirtmişlerdir. Cicero ve Stoacılar , kendi eliyle hayata son vermeyi erdemli bir insanın eylemi olarak algılamışlardır.

Lucas Cranach

Ayrıca Stoacılar için insanoğlu, kendi doğasını evrenin yasalarıyla uyumlu kıldığı, yani doğru yaşamayı öğrendiği takdirde mutlu yaşamaması için hiçbir bahane uyduramaz kendine. Stoacılara göre ölme hakkını kullanma bir kaçış olarak kabul edilmiş, kurucuları Zenon 98 yaşında yaralanan ayağının şiddetli acısı nedeniyle intihar etmiştir.
Hipokrat yemininde yer alan Ötanazi yasağı antik çağda Ötenazi’nin uygulanmadığına bir delil olarak kabul edilir. Hipokrat, kendine atfedilen anıtta hekimin hastasını iyileştirmek, şiddetli ağrıları dindirmekle görevli olduğu, istek üzerine bile olsa hastaya zehir vererek onun hayatına son vermeyi yasaklamıştır. Eski Roma’da bir hekimin hastasının acılarına son vermek için onu öldürmek istemesi suç sayılırdı. Bu eylem kasten adam öldürme olarak değerlendirilirdi. Seneca, intiharı insanları ve hastalığın insafsızlığından kaçma olanağı veren büyük bir özgürlük olarak tanımaktadır. ”Bineceğim gemiyi, oturacağım evi seçiyorsam, ölümümüde seçmeliyim”. diyen Neron’un hocası Seneca, Neron’un izni ile intiharı seçmiştir.

Kleopatra

Augustinus’un pagan hayatından Hristiyanlığa geçişi, antik çağdan orta çağa geçişin bir sembolüdür. Antik çağın sembolünden başka bir söyleme geçiştir. Artık Tanrı yaratan, insan yaratılandır. Bu inancına göre kişi kendisine ait olmayan hayatı üzerinde herhangi bir eylem hakkına sahip değidir. Tanrı’nın verdiğinin Tanrıya ait olduğu düşünülürdü. İntihar edenlerin Hristiyan mezarlıklarına gömülmesine karşı çıkılırken, intihar edenlerin mal varlıklarına el konulmuştur. İsa kendi ölümünü önceden biliyordu, birinin kendini Romalı askerlere para karşılığı ele vereceğini hatta çarmıha gerileceği biliyordu. Çarmıha gerildiğinde tüm insanların günahlarının kefaretini ödemişti.


”Ben artık dünya da değilim, ama onlar dünyadalar.
Ben sana geliyorum. Kutsal Baba, onları bana verdiğin kendi adınla koru ki,
bizim gibi bir olsunlar. Kendileriyle birlikte olduğum sürece, bana verdiğin kendi adınla
onları esirgeyip korudum. Kutsal yazı yerine gelsin diye, mahva giden adamdam başka
içlerinden hiçbiri mahvolmadı. İşte şimdi sana geliyorum.” (Yuhanna 17:11:-14)

KAYNAKÇA
Durheim E. ” intihar” çev. Özer Ozankaya imge kitapevi 1992
Giovanni Boccaccio- Decameron
Adasal – Medikal pskoloji
Oğuz NY. Ötanaziye etik yaklaşım 2001 yüce yayın
Doğmuş Olmanın Sakıncası Üzerine, E.M. Cioran
İsmail Gezgin- Fallusun Arkeolojisi
E.Uçar – Ay Tedirginliği (araştırma özel arşiv)

Ege Üniversitesi


Facebook'tan Yorumla




1 Yorum Yapıldı

Cevaplayın
  1. Platon için beden ruhun hapishanesidir. Ruh beden içindeyken tutsaktır, zincirlerle bağlıdır, kanatları yoktur. Buna rağmen akli yanını kullanıp bedenin içindeki karanlığı görme ve o karanlıktan kurtulmak için çaba harcama imkanına, hatta kanatlarını eskisi gibi çırpa çırpa idealar alemine düşünsel bir yolculuğa çıkabilme imkanına sahiptir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir