Prehistorik Dönemde Kıbrıs Neolitiği

Kıbrıs Neolitiği hakkında elimizde çok veri bulunmamaktadır. O yüzden her türlü bulguya ya da teoriye varsayımlarla yaklaşmalıyız. Yerleşik bir kronolojik düzenin uzun bir geçmişi yoktur. Fakat son yıllarda elde edilen arkeolojik bulgularla kronolojik düzende var olan boşluklar doldurulmaktadır. Kıbrıs prehistoryası son 10 yıl içerisinde büyük araştırma ve sonuçlara şahit olmuştur. Özellikle 1936’lı yılların düşünce ve teorileri, yapılan yeni kazılar ışığında çürütülmüştür. Kıbrıs adasını ele almaya başlarsak adada yerleşen ilk toplulukların kökeninin tam olarak bilinmemekle beraber nasıl ve neden geldikleri hakkında da birçok soru işareti vardır. Kronolojisini anlamak için araştırmalarda belirli bir aşama kaydedilmesi ve kökeninin nereden geldiğinin bulunması gerektiğini düşünüyorum. Fakat varsayımlar bize Anadolu’dan gelip yerleşmiş bir topluluktan bahsetmektedir. Bir diğer düşünce ise Filistin ve Suriye’den gelen bir halkın olması durumudur. Güncel yazılarda ve araştırmalarda tam kökeni ile ilgili bilgi verilmiyor. Neolitik dönemde Asyalıların geldiğini, yerleştiğini ve avcı toplayıcı yaşamı oraya empoze ettikleri hakkında bilgiye sahibiz. Kıbrıs adasının tercih edilmesi sebebine gelirsek oranın jeopolitik konumu hakkında Neolitik tarıma uygun topraklar ve su kaynaklarının bolluğu göze çarpıyor.

Kıbrıs adası 3. Jeolojik zamanın genç kıvrımlarına ait Toroslar ve Amanosların bir devamı niteliğindedir. Hem çok genç toprak yapısına sahip hem de birçok ülkeye yakınlık açısından Kıbrıs önemli bir sit alanı oluşturmak için çok elverişlidir. Toprak işleme hayvan çeşitliliği ve madeni rezervleri bakımından zengin olan bu ada tarihi boyunca istilaya uğramıştır.

Asıl konumuz olan Kıbrıs’ın Neolitik sürecine gelirsek bundan yaklaşık 10.000 yıl önce Anadolu’dan gelen Akanthau kültürüne sahip toplulukların, oranın özelliklerini buraya taşımış olma ihtimalleri üzerinde durulmaktadır. Kıbrıs çiftçi-toplayıcı toplulukların kıtadan göç ederek ilk temas kurdukları Akdeniz Adasıdır. Bu da Kıbrıs’ın Neolitik sürecinin başlatıldığının kanıtıdır. Bu kolonileşme durumu gerçekleşirken birçok faunanın yok olması, toplu hayvan ölümlerinin, insan faktörü olup olmadığı tartışılabilir. Yapılan araştırmalara göre 300.000 çeşit hayvan kemiği türü olduğu tespit edilmiştir. Bu kadar çok fauna çeşitliliği 2. Tabaka ve 4. Tabaka arasındaki zaman farkından dolayı yok olmuş olabilme ihtimali de ikinci bir varsayımdır. Araştırmalar net bir şekilde bize neden yok oldukları ile ilgili bilgi vermemektedir. Cüce su aygırları ve filler faunada yok olan hayvan çeşitleridir. Kemiklerinin üzerinde çizikler olması alet yapılmış olabilme ihtimalini güçlendirse de verilerin yetersizliğinden dolayı kesin konuşamıyoruz. Evcilleştirilmiş hayvanlara gelirsek: Domuz daha önce evcilleştirildiği düşünülen hayvan çeşididir. Tilki ve kedi evcilleştirdikleri hayvanlardır. Denize yakın olan sitlerde kuş, balık ve kendine özgü pigme hippopotomi kemiklerine rastlanmaktadır. Halkın bu denli çeşitliliğe sahip bir adayı ele geçirme, orada tahılları kültüre
alma durumu da tabi ki de vardır.

Kıbrıs Neolitikleşmesinde mimarinin de anakarayla bağlantılı bir düzeni vardır. Binalar dikdörtgen ve yuvarlak yapıdadır. Dikdörtgen yapılar genellikle Levant’ta bulunan bir mimariydi. Ayrıca mimaride kullanılan pise ve kerpiç malzemesi de anakarayla benzerlik göstermektedir. Bu da Levant – Kıbrıs arasında bir ilişki olabildiğinin bir kanıtıdır. Kubbemsi şekilde korunup günümüze kadar gelen yapılardır.yapısı çatılar son derece karakteristik olup Khirikota evlerinde izlerinin olduğu ve çok iyi bir şekilde günümüze kadar gelmektedir.

Aslında ele almak ya da tartışmak istediğim konu başlıklarını sıralamak istemiş olsam da Kıbrıs adasının birçok ritüelleri ve gelenekleri vardır. Bu süreçlerde insanlar ne kullanmış neler yapmış veya hangi simgesel konulardan da bahsetmiş olduğunu düşünüyorum. Mesela ölü gömme gelenekleri Akeramik Çağda görünen inanışlara göre çok farklıdır. Bu buluntuların bulunması diğer dünya inanışının olmadığı düşüncesidir. Sorita’da görünen enkaz altına gömülen ceset dizisi sadece bir rastlantıyı değil, kültürel bir tutumu da göstermektedir. Ölü gömmeye ait yerler dışında insan figürleri de kültürel repertuarı daha iyi anlamamızı sağlamıştır. Erken Akeramik dönemde ele geçirilen figürler de mevcuttur. Kedi yüzü ve oturan insan figüründe gözleri iyi betimlemiş olması dikkat çekici bir noktadır. Bu figüranlar duvara sabitlenmiş durumdadır. Bu da Kıbrıs’ın farklı bir simgesel kültürü olduğunun göstergesidir.

Sonuç olarak Kıbrıs örneği bize anayurtlarını göç yolu ile terk eden toplulukların mekâna deneyimlerini götürmekle birlikte yeni yurtlarının özgün koşullarının etkisi ile kültüre, değişime ve yeni deneyimlere açık olduklarını orada yeni bir temellerin atılabileceğini gösterir. Yapılan araştırmaların sonuçlarıyla, daha çok bilgi sahibi olup, insanların bu adaya nasıl gittiğini, nasıl yaşadıklarını ve anakarayla ilişkilerini öğrenebiliriz. Sanıyorum, akıntılar sayesinde tesadüfen keşfedilen bu ada, birçok insanın yeni evi olmuştur.

KAYNAKÇA:

  • Müge ŞEVKETOĞLU ‘’M.Ö 80000 ANADOLU VE KIBRIS İLİŞKİLERİ’’
  • İzzet CİVGİN ‘’ AVRUPA VE DOĞU AKDENİZ DE TARİH ÖNCESİ KOLONİŞMELER
    VE KÜLTÜREL DEĞİŞME ‘’
  • Yaprak ERAN ‘’ARKEOLİJİDE KONUT MİMARLİĞİ’’
Total
42
Shares
Bir cevap yazın