in

Trakya Bölgesi’nde Bir Tümülüs: Tekirdağ Naip Tümülüsü


Tümülüs Nedir?

 Bir yeraltı mezar odasının üzerini örten toprak yığınından oluşan yapay tepe (Res.1). Anadolu’daki uygarlıkların çoğunda özellikle Phryglerde Tümülüslere çok rastlanır. Phrygler ölülerini geleneklerine göre toprağa kazılan dikdörtgen çukurdaki ahşap mezar odasına gömerlerdi. Sonradan burası iri taşlar, toprak ya da kil ile tamamen örtülüyordu. Lydia ve Hellen tümülüslerinden farkı olarak Phryglerde bir krepidoma ya da dromos bulunmamaktadır. Bir diğer ayrılık da mezar odasının Lydia ve Hellen örneklerinde blok taşlardan yapılmasına karşın, Phryg Tümülüslerinde ahşap oluşudur. Anadolu’nun en yüksek tümülüsü Herodotos’un “Alyattes’in Mezarı” olarak tanımladığı Lydia tümülüsüdür. Gordion’daki Büyük Tümülüs ise ikinci sırayı alır. (Saltuk 1993: 185-186)

Tümülüslerin ilk görüldüğü yıllar günümüzden 6000 yıl öncesidir. Yani M.Ö. 4000’lere kadar uzanmaktadır. İlk örnekleri ise Avrasya stepleri adı verilen bölgede görülmüştür. Daha sonra diğer bölgelere yukarıda da bahsedildiği gibi özellikle Anadolu ve Trakya bölgelerine yayılmıştır.

Tümülüslerin belli bir büyüklükleri olmayıp, küçüklü büyüklü olabilmektedir. Bazı Tümülüslerde tepenin şekli, mezarın yönü, mezar odasının şekli, ölünün gömülme biçimi değişiklik gösterebilmektedir. Birden çok sayıda olduğu hatta 20-30 adet tümülüsün bulunduğu bölgelere de rastlanmıştır. Bu bölgelerdeki tümülüslerin boyları genellikle küçük, 2-3 metre uzunluğunda olan Tümülüsler olmasına rağmen bazı yerlerde 6-7 metre yüksekliğe sahip Tümülüslerin olduğu da görülmüştür. Yapıldığı yerler genel olarak tepe, sırt ve yamaçlar olarak göze çarpmaktadır.

Türkiye Trakyası’nda Tümülüs Araştırmaları

 Türkiye Trakyası’nda tümülüs araştırmaları, Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde Kırıklareli yakınlarındaki Eriklice tümülüslerinin kazılması ile başlamıştır.


Fakat gerçek anlamda sistemli kazılar için ilk adımı 1936 yılında Arif Müfid Mansel atar. Mansel 1936-1940 yılları arasında Türk Tarih Kurumu adına gerçekleştirdiği çalışmalarını Kırklareli çevresinde yoğunlaştırmıştır.

Sonraki yıllarda tümülüslere ilişkin araştırmalar, daha çok kurtarma kazıları ile devam etmiştir.

Kurtarma kazısına sahne olan tümülüslerden biri, Tekirdağ il merkezinin yaklaşık 15 km güneybatısındaki Naipköy’dedir. Köyün kuzeydoğusunda yer alan tümülüs, “Naip Tümülüsü” veya “Kızlar Höyük Tepesi” adıyla bilinir. Naip Tümülüsü Marmara Denizi’nden kuş uçuşu 3.5 km içeridedir. Fakat Işıklar Dağı’nın kuzeydoğu eteklerindek konumuyla, vadinin yanı sıra, Marmara Ereğlisi’nden Kumbağ’ın ilerisine kadar kıyıya ve denize hakim bir panoramaya sahiptir. (Delemen 2004: 1)

Tekirdağ Tümülüsleri

 Trak kralı ve prenslerin mezarları olan tümülüslere, Tekirdağ ili ve çevresinde oldukça sık rastlanmaktadır. Henüz fazla kazı yapılmış değildir. Başlıcaları: Merkezin; Kayı, Köseilyas, Naip, Işıklar, Kaşıkçı köyleri, Çorlu’nun; Çeşmeli, Marmara Ereğlisi, Hayrabolu’nun; Kabahöyük, Delibedir, Kadriye, Malkara’nın; Gözsüz, Müstecep, Muratlı’nın; Sırtköy dolaylarındadır.

Bunlardan Naip tümülüsünde kazı yapılmış ve açılmış durumdadır. İnce, dar bir girişten sonra üzeri beşik tonoz örtülü kare bir mekandan oluşmaktadır. Tarih olarak M.Ö. yaklaşık 4. ve 6. yy’lara tarihlenmektedir. Ancak Perslere mi yoksa Traklara mı ait olduğu tartışmalıdır. Civarda Trak egemenliği uzun sürdüğünden Traklara ait olduğu tahmin edilir: fakat buluntulardaki birtakım motifler de örneğin tabak altlarında, kepçe kulbunda, fare ve ejder motifleri açısından da Pers yaklaşımı kurulur. Buluntular arasında bir ölünün konduğu yatak, iki konsol, bir masa, taburesi ve bir miktar kapkacak, altından bir diadem, yine altından at koşum takımları, altın, gümüş karışımı bir sürahi, koku şişeleri, mızrak uçları, bir amphora, kalkan ve bir kandil vardır . Eserler bugün Tekirdağ Arkeoloji ve Etnografya Müzesi’ndedir.


NAİP TÜMÜLÜSÜ

Naip Köyü’nün çanakçı ovasında doğal bir sırt üzerinde yaklaşık 17 m yüksekliğinde 90 m çapında bir tümülüstür.

Tümülüsün 1980’li yıllarda definecilerin uğrak yeri olması üzerine, Tekirdağ Müzesi harekete geçerek bir kurtarma kazısı başlatmıştır. Kazı, Ekim 1984-Şubat 1985 tarihleri arasında, o dönem müzenin müdürü olan Orhan Uyanık başkanlığında yapılmıştır. Kazı raporlarından öğrenildiğine göre, 24 Aralık 1984’de mezar odası “sağlam ve el değmemiş olarak zengin buluntularıyla” meydana çıkartılmıştır. Fakat kazı sırasında iş makineleriyle çalışılmış, yığma toprak bütünüyle açılmış ve kazı sonrasında mezar yapısının üzerine tekrar bir miktar toprak yığılmıştır. Naip Tümülüsü’nde dolgu ile ilgili herhangi bir bilimsel belge yoktur. Esasen günümüzde Naipköy’ün kuzeydoğusunda bir tümülüs bulunduğunu söylemek de mümkün değildir. Anıtsal bir tümülüsten geriye, sadece küçük bir tümsek ile örtülü mezar yapısı kalmıştır. (Delemen 2004: 2-4)

Kazı sonucunda mezar odasına, envanter soyulmadan ulaşılması, kuşkusuz çok önemlidir. Tümülüs mezarlardan günümüze fazlaca envanter erişmediği bilinen bir gerçektir. Naip Tümülüsü’ndeki mezar odasıda, bilimsel bir şekilde belgelenmeden boşaltılmış ve gömü eşyaları Tekirdağ Müzesi’ne götürülmüştür. Belgelemedeki boşluk, kazı fotoğraflarının varlığına rağmen, bazı parçaların yanlış envanterlenmesine yol açmış, nesnelerin birbiri ile ilişkisini belirlemeyi güçsüzleştirmiş ve gömü işlemine dair olası izleri yok etmiştir.

Kazı tamamlandıktan sonra, Naip Tümülüs Mezarı’nın rölevesi Kültür Bakanlığı İstanbul Röleve ve Anıtlar Müdürlüğü tarafından hazırlanmıştır. Gömü eşyalarının çoğunluğunu oluşturan metal buluntular ise Tekirdağ Müzesi’nde koruma ve onarım işlemlerinden geçirilmiştir. Yanlış malzemeler kullanılarak gerçekleştirilen bu işlemler çoğu buluntulara zarar vermiştir.

Bronz buluntular 1992 ve gümüş buluntular 1995 yılında Tekirdağ Müzesi müdürü M.Akif Işın’ın yardımları ile Kültür Bakanlığı İstanbul Restorasyon ve Konservasyon Merkez Laboratuvar Müdürlüğü’nde yeniden koruma ve onarıma alınmıştır. Dolgu buluntuları ve kuvvetli korozyona/hasara uğramış az sayıda gömü eşyası müzenin deposunda korunmaktadır. Bugün Tekirdağ Müzesi salonunda, 1:1 ölçekli cam model içerisinde, mezara ait mermer mobilyalar ile gömü eşyalarının büyük çoğunluğu, bilinebilen buluntu durumlarına uygun bir şekilde sergilenmektedir. Sonunda Naip buluntuları bilimsel normların gerektirdiği koşullara bir nebze kavuşmuştur.

Naip Tümülüsü Mezarı ise, bir kurtarma kazısı sonucunda koruyucu örtüsünü yitirmesinin ardından, on beş yılı aşkın bir süre boyunca saldırılara maruz kalmıştır. Önlem alınamaması yüzünden, duvarlara yazılar kazınmış, zemin -defalarca- deşilmiş, mezar odasında ateş yakılmış, yapı bir çöplüğe dönüşmüştür. Özetlemek gerekirse, mezar boşaltılmış ve terk edilmiştir. (Delemen 2004: 4-6)

Tümülüsün içinde bir dramos, dramostan sonra merdivenle ulaşılan bir mezar odası bulunmaktadır. Mezar odasında mermerden bir ölü yatağı, bir ziyafet masası, iki adette sehpa bulunmaktadır. Küçük buluntular arasında gümüş kaseler, gümüş kepçe, gümüş süzgeç, bronz kandil, bronz kandil ayağı, bronz kalkan, bronz at koşumları, altın düğmeler yer almaktadır. Bütün bu malzemeler İÖ. 4.yy’ın son yirmi yılına tarihlenmektedir. Gömülen kişinin mezar yatağı üzerindeki kemikleri bulunamadığından kişinin kimliği konusunda buluntular üzerindeki araştırmalar tartışmalıdır.

Ancak, gümüş testi üzerindeki yazı, tümülüsün Teres adındaki bir Trak’lı için yapıldığını ortaya koymuştur.

Makedon öğelerinin ağırlıklı olduğu Naip Tümülüsü’nde Mısır ile ilişkili iki nesne yalnız tarihleme açısından değil, mezardaki kişinin yaşam serüveni açısından da önemlidir.

Masa tablasındaki sahne, kaplar ve kalkan kaplamasındaki ikneumon (firavun faresi) figürinleri bu kişinin Büyük İskender’in ordusu ile İÖ. 331 yılında Mısır’da bulunduğunu göstermektedir. Naip Tümülüsü’ne ilişkin tarihleme göz önüne alındığında mezar sahibinin İÖ. 324 yılında ilk kez gerçekleştirilen geniş çaplı terhisten yararlanarak kuzeye dönmüş olduğu anlaşılır. Trak Kralı Kersepleptes‘in oğlu Teres‘in Büyük İskender’le Mısır’a gittiği bilinmektedir. Teres, Naip Tümülüsü’nün bulunduğu Ganos Dağları’nı içine alan Doğu Trakya bölgesinin prensidir. Bu nedenle büyük bir olasılıkla Naip Tümülüsü Kersepleptes’in oğlu Teres’e aittir.


KAYNAKÇA

(Çevrimiçi) http://tekirdagsehri.blogspot.com.tr/2012/05/tekirdag-tarihi_20.html (Aralık 2017)

(Çevrimiçi) http://www.ozelliklerinedir.com/tumulus-nedir-ozellikleri-nelerdir/ (Aralık 2017)

(Çevrimiçi) http://www.safakgazetesi.com.tr/naip-tumulusu-kaderine-terk-edildi (Aralık 2017)

(Çevrimiçi) https://tekirdagresimler.tr.gg/Tekirdag-Muzesi.htm (Aralık 2017)

(Çevrimiçi) https://tr.pinterest.com/pin/453878468671212317/ (Aralık 2017)

Delemen, İnci, Tekirdağ Naip Tümülüsü, Ege Yayınları, İstanbul 2004. (ISBN: 9799758070861)

Saltuk, Secda, Arkeoloji Sözlüğü, İnkilap Kitabevi, İstanbul 1993. (ISBN: 9751002109)

Tekirdağ Kültür Envanteri, T.C. Tekirdağ Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Yayını, Tekirdağ 2014.


Facebook'tan Yorumla




Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Louis Kahn’a Yeni/Den Bakış Sergisi

Çatalhöyük Sergisine Bir Bakış