in , ,

Leonardo Da Vinci’nin Resim ve Heykel Karşılaştırması

Annunciation, 1472-75, Galleria degli Uffizi, Florence

Dünyanın en büyük sanatçılarından biri olduğu kabul edilen ve “dâhi” olarak nitelendirilen Leonardo da Vinci, 15. yüzyılın önemli bir ressamı, heykeltıraşı, mucidi, mühendisi, filozofudur (…). Leonardo da Vinci’nin ölümünden sonra öğrencisi Francesco Melzi’nin onun notlarından derlediği Resim Kitabı’nın ilk bölümü, Paragone delle Arti (Sanatların Karşılaştırılması) ya da kısaca Paragone (Karşılaştırma) adıyla bilinir. Leonardo, Paragone’da resmi temel alarak onu özellikle heykel, şiir ve müzikle karşılaştırıp, bilim ve felsefe ile olan ilişkisine değinir. Resmi hak ettiği saygınlığa kavuşturmayı ve resim sanatının benzersiz niteliklerini belirlemeyi amaçlar.

Mona Lisa (La Gioconda), 1503-5, Musée du Louvre, Paris

Resmi mi yoksa heykeli mi daha çok sevdiğimizi, bize ne hissettirdiklerini, dahası hangisinin daha yüce bir sanat olduğunu düşünmüş, kıyaslamaya koyulmuşuzdur çoğu kez.

Hem heykelle hem de sanatla uğraştığı ve ikisini de aynı derecede yaptığı için ikisinden hangisinin daha büyük yetenek gerektirdiği, daha zor ve daha kusursuz olduğu konusunda pek de ön yargılı olmayan bir hükme varabileceğini söyleyen Da Vinci, Paragone’un beşinci bölümünde Resim ile Heykel sanatını karşılaştırır.

 

Annunciation, 1472-75,
Galleria degli Uffizi, Florence

Heykelin bir bilim değil, son derece mekanik bir sanat olduğunu çünkü yapan kişinin bedenen yorulmasına ve terlemesine yol açtığını söyler. Heykelcinin uzuvların yalın ölçülerini ve hareketlerle duruşların doğasını bilmesinin yeterli olduğunu böylece sonuçta, göze olanı olduğu gibi gösterdiğini ve seyreden kişide resmin aksine, kendinden kaynaklanan bir hayranlık uyandırmayacağını savunur. Resmin ise bilimin gücünden yararlanarak düz bir yüzeyde engin kırları, uzun ufuklarıyla birlikte gözler önüne sermesini anlatır.

Heykelcinin sanatı, ressamın sanatına göre daha büyük bir bedensel çaba gerektirir, yani daha mekaniktir. Buna karşılık daha az zihinsel çaba gerektirir, yani resme göre daha az öğeden oluşur, çünkü heykelci yalnızca çıkarır, ressam ise yalnızca koyar; heykelci hep aynı malzemeden çıkarır, ressam ise değişik malzemeler koyar. Heykelci yalnızca yontulan malzemeyi çevreleyen çizgilerini araştırır,ressam ise, hem bu çizgileri araştırır hem bunların ötesinde ışığı ve gölgeyi, rengi ve perspektifi araştırır. Doğa bu şeyler –gölge, ışık ve perspektif- konusunda heykelciye sürekli olarak yardım eder; ressamın bu tür öğeleri yeteneğinin gücüyle edinmesi ve doğaya yönelmesi gerekir, oysa heykelci bunları hep hazır bulur.


Bust of Flora

Heykel belli ışıklara, yani yukarıdan ışığa bağlıdır; resim ise ışığı ve gölgeyi bütünüyle kendinde taşır. Demek ki ışık ile gölge heykelin özünü oluşturur; bu açıdan doğa kendiliğinden yarattığı kabartmayla heykelciye yardım eder; ressam ise, onu normal olarak doğanın yapacağı yerlerde kendi sanatıyla yapar Da Vinci’ye göre. Heykelci, nesnelerin renklerindeki değişik nitelikleri ayrımlarıyla veremez; resmin bu açıdan hiçbir eksiği yoktur. Heykelcilerin sanatı hava perspektifini içermez; saydam ya da ışıklı cisimleri, yansımaları, parlak cisimleri resmedemezler, tıpkı aynaları ve benzeri parıltılı şeyleri, sisleri, karanlık havaları ve sıkıcı olmasın diye Leonardo’nun saymadığı sayısız başka şeyi resmedemedikleri gibi. Heykelin artı bir özelliği, zamana daha dayanıklı olmasıdır. Bununla birlikte, beyaz sırlı işlenmemiş bakır üzerine yapılan resim, benzeri dayanıklılıkta olup ebedilik yönünden heykeli aşar.

 

Horse and Rider

Peki, heykelci hata yaptığında bunu düzeltmesinin kolay olmadığını söylerse? Leonardo bunu şöyle yanıtlar: “Onarılması olanaksız bir dikkatsizliğin eseri daha değerli kıldığını kanıtlamaya çalışmak, zayıf bir akıl yürütmedir; ama ben üzerine basarak söyleyeceğim: Bu tür hatalar yapan ustanın saygınlığını koruması, o ustanın bozduğu eserin onarılmasından daha zordur. İyi biliyoruz ki, işinin ehli kişi bu tür hatalar yapmayacak; tam tersine, doğru kurallara uyarak, her defasında eserini düzgün yürütmesini sağlayacak kadar az yontarak işini sürdürecektir.”

Sonraki cümleleri okuduğumda ise heykelci için Da Vinci’nin biraz acımasız davrandığını düşünmekte aceleci davrandığımı fark ettim: “Kaldı ki, heykelci kil ya da bal mumuyla çalışıyorsa, malzemeyi istediği gibi çıkarıp ekleyebilir ve eser bittiğinde, kolayca bronz dökümü yapabilir. Bu heykelin sonuncu ve en kalıcı işlemidir; çünkü yalnızca mermerden yapılan heykelin kırılması olasılığı vardır. Bronz için böyle bir şey söz konusu değildir.”

Virgin of the Rocks,
1483-86, Musée du Louvre, Paris

Resmin gücünü kanıtlamaya devam eden sanatçı: “Herhangi bir kimse yalnızca tuval resminden söz etmek isterse, ben de heykelin bu üstünlüğünü kabul eder şöyle derdim” diyerek savunmasına devam eder: “Nasıl resim daha güzelse, daha büyük bir düş gücüne dayanıyorsa ve daha zenginse, heykel de daha kalıcıdır, ama bunun dışında daha üstün olduğu bir yön yoktur. Heykel az bir çabayla kendini açığa vurur; resim, mucizevi bir şeymiş gibi görünür, soyut şeyleri somut gibi gösterir, düz şeyleri hacimli, yakın şeyleri uzak kılar.” Gerçekten de resim, heykelin yararlanmadığı sonsuz düşüncelerle bezelidir. Heykelin daha kalıcı olduğunu düşünen heykelciye, bu tür bir kalıcılığın heykelcinin değil, yontulan malzemenin özelliği olduğunu ve kendisine pay çıkarmaması gerektiğini, kalıcılığın şanını o malzemenin yaratıcısı doğaya bırakması gerektiğini önerir.

The Virgin and Child with St Anne, 1510, Musée du Louvre, Paris

Resmi bu denli yüceltmesine yüceltir fakat resimle heykelin yetenek, beceri ve düşünce açısından hiçbir biçimde birbirleriyle karşılaştırılamayacağını vurgular ve karşılaştırılabilecekleri tek noktanın heykelde, sanatçının değil, malzemenin özelliğinden kaynaklanan perspektif olduğunu belirtir.


Resim sanatı, görülür her şeyi kapsar ve bünyesinde toplar. Heykel, sınırlılığından ötürü bunu yapamaz; başka bir deyişle, her şeyin renklerini ve uzaklığa bağlı olarak bu renklerdeki azalmaları gösteremez. Resim, saydam şeyleri resmeder; heykelci ise ressamın ustalığı olmaksızın, sana doğadaki şeyleri gösterir. Da Vinci resmin daha büyük bir çaba ve daha büyük bir beceri gerektirdiğini çünkü heykelin göründüğünden başkası olmadığını vurgulamıştır.

Study of the effect of light on a profile head (facsimile), 1487-90, Galleria degli Uffizi, Florence

Heykelciye şunu sorar Da Vinci: “Niçin kırlarda bu kusursuzlukta eserler –havanın her yere eşit olarak dağılmış ışığıyla çevrili eserler- veremiyorsun, eserinin aydınlatılması için yukarıdan düşen özel bir ışıkta yaptığın gibi? Eğer malzemeyi yontarak gölgeyi istediğin gibi yaratabiliyorsan, niçin dışarıdaki ışıkta, yontu malzemesinde aynı etkiyi yaratamıyorsun, özel ışıkta yaptığın gibi? Elbette kendini aldatıyorsun, çünkü gölgeleri ve ışıkları yapan bir başka usta; sen onun hizmetkârı olarak malzemeyi hazırlıyorsun, o bu malzemeye görsel etkileri işliyor. O halde, başkasının eserleriyle övünme.”

Heykelin ışığa bağlı olduğunu savunur, gerçekten de heykel, alttan ışık vurduğunda çok tuhaf görünecektir; bu, her öğesini kendi içinde barındıran resimde olmaz.

Heykel ve resim arasındaki en büyük farkın, heykelcinin yapıtlarını ressamdan daha büyük bir bedensel çabayla; ressamın ise yapıtlarını daha büyük bir zihinsel çabayla gerçekleştirmesi olduğunu düşünen sanatçı bunun doğruluğunu kanıtlamak için örnekler verir: “Heykelci, eserini yaparken, taşın içine hapsolunmuş figürü kuşatan mermeri ya da fazla başka taşı yok etmek için kol ve vuruş gücünden yararlanır, çoğu kez, büyük bir terlemenin eşlik ettiği son derece mekanik bir işlemdir bu. Ter toza karışıp çamura dönüşür, yüze bulaşır; her yanı mermer tozuyla kaplanan heykelci bir fırıncıyı andırır, üstüne saçılan mermer parçacıklarıyla sanki üzerine kar yağmış gibidir. Yaşadığı yer de pislik içindedir ve mermer parçacıklarıyla taşların tozuyla kaplıdır. Ressamın durumu bambaşkadır; çünkü düzgün giyimli ressam, büyük bir rahatlıkla eserinin karşısına oturur, birbirinden güzel renklerle bezediği fırçasını oynatır üstelik gönlünce giyinebilir. Yaşadığı yere gelince güzel resimlerle kaplı ve temizdir. Çalışmasına çoğu kez müzik eşlik eder…”

St John in the Wilderness (Bacchus),
1510-15, Musée du Louvre, Paris

Leonardo, daha üstün gördüğü resmi, heykelle kıyaslarken resmin barındırdığı öğeleri heykelin barındırmıyor oluşunu, ressamın ve heykelcinin çalışma ortamını, zihinsel ve bedensel gücü ortaya koymuştur. Yazıyı okuduktan sonra Leonardo’nun heykele ve heykelciye haksızlık ettiğini düşünmüş olabilirsiniz –ben böyle düşünmüştüm-, fakat bunları sanat ve zanaatın birbirinden ayrılmaya başladığı bir ortamda, 15. yüzyılda kaleme aldığını ve yazının başında belirttiğim gibi kendisinin de hem bir heykeltıraş hem de ressam olarak bu kıyaslamayı yaptığını unutmamak gerekir.

Codex on the flight of birds, Biblioteca Reale, Turin

 

 

Leonardo da Vinci, Paragone: Sanatların Karşılaştırılması, Notos Kitap Yayınevi, 2007

*Yazıda kullanılan resim ve heykeller Leonardo Da Vinci’ye aittir. 

Mücessem Kitiş

Written by Mücessem Kitiş

İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi ve Klasik Arkeoloji öğrencisi.


Facebook'tan Yorumla




Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bizans Kilise Bezemelerindeki İkonografik Programlar

Sura Apollon Kehanet Merkezi Gün Yüzüne Çıkmayı Bekliyor