Kent Müzeleri Hakkında

Kent müzeleri, bulundukları kentlerde simge olan, hafızalarda yer etmiş, hikayesi kentliyi ezmeyen, bölmeyen mekanlarda kurulan kentteki diğer müzelerden farklı olarak kentliyi birleştiren bir mantığa dayanır. Geçmişi anlatırken, bugünü belgeler, gelecek için hayal edilmesini sağlar. Kentin geleceğine dair düşsel senaryolar sunar. Dolayısıyla kent müzesi, yüz binlerce insanın rengini, görüşünü, kente dair tasvirini içine çeker, sindirir.

Kent müzesi her şeyden önce kentlinindir. Bağımsız bir yapısı, bilim insanlarından oluşan bir danışma ve yönetim mekanizması, ancak kimse ve hiçbir kurum ile alışverişi, çekincesi olmayan müze kentin müzesi olabilir. Bugün modern anlamda kent müzeleri birer forum alanıdır. Kentin insanı ilgilendiren her teması kent müzelerinin çalışma alanına girer. Toplumsal tarih ve artık giderek kentsel tarih tüm unsurları ile kent müzelerinin çalışma alanı içindedir. Yani; koleksiyonlarını ve faaliyetlerini geliştirerek kenti geçmişten günümüze kentlilere ve dışarıdan gelen ziyaretçilere anlatan hafıza mekanları haline gelen mekanlara  “Kent Müzesi” diyebiliriz.

Son yıllarda genel olarak müzecilik, özellikle kent müzeciliği literatüründe, dışlayıcılık yerine kapsayıcılık için çalışması, toplumun bütün kesimlerini kucaklayan iki yönlü, yoğun bir kitle ilişkisi en önemli başarı ölçütü olarak ele alır.
Yeni müzecilik, koleksiyonların ve korunmaya ilişkin işlevlerin ihmal edilmesi söz konusu olmadan, müzelerin, eşya odaklı olmaktan çıkıp, insan odaklı bir çalışmaya yönelmelerinin olanaklı olduğunu savunmaktadır.

Yakın dönemlerde dünyanın birçok köşesinde yeni yeni kent müzeleri kuruluyor, ya da 19. yüzyıl sonları ile 20. yüzyıl başları arasındaki dönemde ortaya çıkan ilk kuşak kent müzeleri büyük yatırımlarla kendilerini içerik olarak yenileyip geçmiştekinden çok daha geniş mekanlara taşınıyorlar. Örneğin; Venedik, Sao Paolo, Volos, Cardiff, Essen, Cape Town, Toronto, Pekin vb. yerlerde yeni müzeler kuruluyor.

Moskova, New York, Liverpool, Bristol, Roma, Singapur, Boston, Chicago vd. Daha önce var olan kent müzeleri, yeni müzecilik akımının getirdiği rüzgarla farklı ihtiyaçları dikkate alarak, yeniden örgütleniyorlar. Bu değişimi son on yılda yaşayan Londra, Seul, Bogota, Montreal, Osaka, Sydney, Kopenhag… gibi örnekler de listeye eklendiğinde, kent müzeciliği alanında, zaten hızlı bir dönüşüm içinde olan müzecilik sektörünün genel ortalamasını da aşan hızla bir gelişme tablosu göze çarpar.

Türkiye’de de 1990’ların başından itibaren gündeme gelen kent müzelerinin oluşturulması 2000’lerden sonra pratik anlamda yaygınlaşmış ve çeşitli yerlerde Kent Müzesi, Kent Tarihi, Kent Arşivi adı altında müzeler kurulmaya başlanmıştır. Bu faaliyetler günümüzde daha da yaygınlaşarak devam etmektedir. Bursa, Samsun, Konya, Kastamonu, Kayseri, İzmir, Mardin, Gaziantep, Kütahya gibi kent müzeleri bunlar arasındaki en önemli örneklerdir. Kentler adeta birbirleriyle yarışırcasına kent müzesi kurup gelişmesini sağlıyorlar.

Gerek söz konusu bu müzeler, gerekse de oluşturulmaya çalışılan diğer il ve ilçelerdeki kent müzelerine bakıldığında hemen hepsinin bulundukları kentin geçmiş hafızasını toplayan, koruyan, onları kentliler ve dışarıdan gelenlerle paylaşan ve böylelikle bir kent kimliği ve bilinci yerleştirmeye çalışan birer hatırlama ve bellek mekanları olduğu görülmektedir.

Geçmişin Restore Edilmesi

Kent içinde yer alan ‘tarihi’ bir mekanın ‘Kent Müzesi’ olmak üzere restore edilmesi, geçmişin ‘restore’ edilmesi anlamına gelir. Aynı şekilde yeni bir ‘tarih yazımını’ ve bulunduğu yere ‘kök’ salmış olmayı da ifade eder. Bir yandan maddi bir mekan oluşturulurken aynı zamanda bu mekan simgesel bir hale ile çevrilmiş olmalıdır.

 


Facebook'tan Yorumla




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir