Eros’un Bilinmeyen Aşkı

Mitolojinin çok fazla bilinmeyen hikayelerinden biri olan; Eros (Aşk) ve Psyche’nin (Ruh) hikayesine gelin yakından bakalım.

Mitolojinin geçtiği yer, Ege kıyısında bulunan Milet kentidir. Eros ve Pysche, hayatımızda beş duyu organımız ile hissedemediğimiz , aşk ve ruhun somut olarak hikaye edilmiş halidir. Ruh bilimi (psikoloji) kökenini Psyche’den alır. Milet kralının üç güzel kızı vardır, fakat üçüncü kızı Psyche (Ruh) kardeşlerin en güzelidir. Psyche bir türlü evlenemez, çünkü hiç kimse bu kadar güzel bir kızla evlenmeye cesaret edemez. Halk Psyche’nin güzelliğine kendini o kadar kaptırır ki; tanrıça Afrodit’i unutup, tapınağına gitmez olurlar.

Bunu duyan tanrıça çok sinirlenir. Kıskanç tanrıça, oğlu Eros’u çağırır ve Psyche’yi aşk oklarıyla dünyadaki en çirkin yaratığa aşık etmesini emreder. Eros, tutkulu aşkı temsil etmekteydi. Onun ‘ agape ‘den farkı, ilk görüşte duyulan aşkı, tensel çekimi, karşıdakini arzulamayı ifade etmesiydi. İşte Eros, Yunan mitolojisinin herhangi iki karakteri arasında bu çekimi ansızın oluşturabilen Yunan aşk tanrısıdır. Kral kahinlere danıştı, kahinlerden aldığı bilgiye göre, Psyche’nin kocası olacak çirkin yaratık, gece yarısı bir kaya üzerinden gelip onu alacaktı. Bu duruma çok üzülen kral, kadere boyun eğip biricik kızı güzeller güzeli Psyche’yi kendi elleriyle Dilek Dağı’na götürüp, kayanın üzerine oturtup, kente geri döndü. Ne var ki Eros’un oku bu kez kendi yüreğine isabet etti ve Eros kıza aşık oldu. Meltem tanrısının da yardımıyla gecenin sessizliğinde esen rüzgarla birlikte kızı alıp saraya götürdü. Eros kimliğini Psyche’den sakladı ve ona yüzünü asla göstermedi.

Bu yüzden birlikte oldukları oda hep karanlıktı. Birbirlerini çok seviyorlardı, Eros’un tek isteği onu böyle kabul etmesi, aşkıyla yetinmesi kim olduğunu, bilmeyi ve görmeyi istememesiydi . Gündüzleri yalnız, geceleri ise kocasıyla geçiren Psyche’nin aklına ailesi gelmeye başladı. İnsanlar Psyche’nin canavar tarafından yok edildiğini düşündüler. Pscyhe bir gece sevgilisine, onun iyi olduğunu görüp üzülmemeleri için ailesiyle görüşmek istediğini söyledi ve Eros kabul etti. Ailesi, onu görünce çok sevindi. Kardeşleri yaşıyor olmasının sevincini çabucak unutup, kıskançlık içinde sarayı gezdiler, görkemi karşısında küçük dillerini yuttukları sarayda, Psyche’ye kocasını görmesi gerektiğini, eğer canavarsa ve bir çocuğu olursa onun da canavar olacağını söyleyerek içine kurt düşürdüler. Psyche’nin içini bir şüphe kapladı. Ne yapıp edip sevgilisini görmeye karar verdi. Gece olduğunda sevgilisi geldi. Psyche kendini, sevgilisinin ve uykunun huzurlu kollarına bıraktı. Sevgilisi uykuya dalınca; Psyche yataktan kalkıp, kandili eline aldı ve elinde kandille yatağa yaklaşıp biricik eşinin yüzüne baktı . Baktığında Eros’un güzelliğinden dili tutuldu. Karşısında kanatlarını serip yatan kocası, dünyanın en güzel erkeğiydi, gözlerinin önünde çirkin bir yılanı değil de, dünyanın en yakışıklı gencini görünce öylesine büyülendi ki aşkın verdiği dalgınlıktan elindeki kandilden birkaç damla yağı Eros’un üstüne damlattı. Büyük bir acıyla gözlerini açan Eros, aldatılmışlık duygusu ve hayal kırıklığı içinde uyandı. Karşısında gördüğü karısına kızıp sarayı terketti ve tüm saray yok oldu.

Psyche, kaybettiği aşkını dünyanın dört bucağında çaresizce arar. Son çare annesi Afrodit’e başvurur zavallı kızcağız. Yardımı için yalvarır, Afrodit kızı sınamak için , bir dizi güç ve gerçekleştirilmesi oldukça zor olan görevler verir. Yerin yedi kat dibindeki, ölüler ülkesine inmek gibi çok tehlikeli görevlerdir. Psyche, görevlerini yerine getirir. Hayat yola çıkan herkesi varması gereken yere götürür…
Son görevinde Psyche, Persephone’nin kutusunu alıp dönerken kutuyu açar. Kutuda derin bir uyku vardır ve Psyche uykuya dalar. Eros, bunu görür ve çok korkar, ya ölüm uykusuna dalarsa? Kucaklayıp sarayına getirir. Uykusundan uyanmayan Psyche için yardım diler. Psyche’ye ölümsüzlük şerbeti yani ambrosia içirilir. Sonsuza dek birleşirler. ‘Hedone’ (haz) adında bir kızları olur.

Ruhunuzun derinden hissedeceği bir aşk yaşamanız dileğiyle.


Kaynakça:James G. Frazer , Altın Dal 1 , arkeorehber

 


Facebook'tan Yorumla




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir