Ensest Bir İlişki ve Bir Kentin Kuruluş Öyküsü

Magnesia antik kenti, Aydın ili Germencik ilçesi, Ortaklar beldesine bağlı Tekinköy sınırları içinde, Ortaklar – Söke karayolu üzerinde yer almaktadır. Kentin adı Menderes Magnesiası (Magnesia Ad Maeandrum) olarak geçmektedir.

Magnesia antik kaynaklara göre Anadolu’ya gelen Magnetler tarafından kurulmuştur. O zaman bir körfez olan bugünkü Bafa Gölü ve Samsun Dağı yöresinde bulunan, sonradan Magnesia adını alacak olan Mandrolytia kentini ele geçirirler. M.Ö. 530’larda Perslerin eline geçtiği bilinen bu kentin yeri hala bulunamamış olup antik dönemde konumu nedeniyle Magnesia Ad Meandrum olarak adlandırılmıştır. Bu ilk Magnesia’nın M.Ö.  399’da terk edildiği bilinmektedir. Gümüşdağ yamaçlarında, Arkaik Dönemden beri orada bulunan Artemis Leukophryene Tapınağı’nın olduğu yerde kurulan ikinci Magnesia artık Menderes değil de onun bir kolu olan Antik Lethaios kenarında yer almasına karşın eskisi gibi Magnesia Ad Meandrum olarak tanımlanması sürdürülmüştür. Kentin baş tanrıçası Artemis olup kent, Hellenistik dünyanın en güzel Artemis tapınağı ve kutsal alanına sahiptir. Son yıllarda yapılan kazı çalışmalarında ise dünyanın en büyük stadionu açığa çıkarılmıştır. Bu görkemli stadionun sunduğu veriler, Magnesia’nın “Yarışlar Kenti” olarak anılmasını sağlamıştır. İonya’da, Ephesos, Priene, Tralleis üçgeni ortasında, bu kentleri birbirine bağlayan yollar üzerinde önemli bir ticari ve stratejik konuma sahip olan Magnesia tahıl üretimi ve bugün olduğu gibi incirleri ile ünlüdür.

Stadion

Magnesia’da ilk kazı 1842 – 1843’te Fransız hükümeti adına arkeolog ve gezgin Charles Texier tarafından gerçekleştirilmiştir. Kent hakkındaki asıl bilgileri ise 1891 – 1893 yılları arasında, Berlin Müzeleri adına Carl Humann tarafından yapılan kazılara dayanır. Son Kazılar 1984 yılında Aydın Arkeoloji Müzesi Müdürlüğünce başlatılmıştır. 1986 yılından bu yana ise Kültür ve Turizm Bakanlığı adına, Prof. Dr. Orhan Bingöl başkanlığında sürdürülmektedir.

Artemis Tapınağı Sütun Başlıkları

Kentin Kuruluş Efsanesi

Kent, kuruluşunun anlatıldığı efsaneye ve antik kaynaklara göre Thessalia’dan gelen ve Magnetler olarak isimlendirilen bir kavim tarafından, Apollon’un kehaneti ve lider Leukippos’un öncülüğünde kurulmuştur.

Kentin kuruluş efsanesine en başından bakacak olursak öncelikle Leukippos’un mitolojik kimliğini sorgulamamız gerekir. Leukippos, Bellerophontes‘in torunlarından olan Ksanthios‘un oğludur. Lykia’da üstün bir savaşçı olarak tanınır, ama tanrıça Aphrodite‘nin öfkesine uğrayarak kendi kız kardeşine gönül verir. Bir süre tutkusuna karşı koymuş olsa da tutkusu gün geçtikçe artar, onu yenemeyeceğini anlayınca, annesine derdini açar ve ondan yardım ister. Annesine bu derdine çare bulamazsa kılıcıyla kendini öldüreceğini söyler. Annesi oğlunun bu isteğine boyun eğer ve iki kardeşin gizlice sevişmesini sağlar.

Bu aşk ilişkisi, birilerinin, olayı genç kızın nişanlısına haber verdiği güne kadar sürer. Durumu öğrenen genç kızın nişanlısı, babasını ve ülkenin ileri gelenlerini yanına alarak Ksanthios’a gider ve ona kızının bir aşığı olduğunu söyler. Ama bu aşığın Leukippos olduğunu açıklamaz. Ksanthios, öfkeye kapılarak kızının aşığını eğer suçüstü yakalayabilirse, onu cezalandıracağına dair yemin eder.

Ve Ksanthios bir gece kızının odasına girer, kız babasını görünce saklanır, Ksanthios da onu kızının âşığı sanarak kılıcıyla vurur, kız acı bir çığlık atarak oracıkta can verir. Bu çığlığı duyan Leukippos da aceleyle kız kardeşinin odasına gelir. Aşığını ve kardeşini yerde ölü bulan Leukippos, onu öldüren kişinin babası olduğunu anlamayarak Ksanthios’u öldürür.

Bu korkunç hikâye sonucunda Leukippos Lykia’dan ayrılmak zorunda kalır. Girit’e geçip orada bir koloni kurar. Kurmuş olduğu bu koloni Troia Savaşı sonrasında Apollon’un kehanetine uyarak Girit’e göçen Kıta Yunanistan’ın kuzeyinde bulunan Thessalia Bölgesi’nde yaşamış Magnet Halkından oluşmaktadır. Daha sonra, Delphoi’ den aldıkları bir başka kehanetle, Leukippos’un önderliğinde, o günkü adı Manthios olan daha sonra, Antik Çağ boyunca da Maiandros adıyla anılan ırmağın denize döküldüğü yerde karaya çıkarak, orada Magnesia Kenti’ni kurarlar.

Artemis Leukophryene Tapınağı

Efsanenin Gerçeklikle Bağlantısı

1892 yılında, Magnesia Kenti’nin agorasında Carl Humann’ın yaptığı kazılar sırasında ele geçmiş olan 17 kazı envanter numaralı, 51 satırı korunmuş eksik bir yazıt parçasında anlatılan kuruluş öyküsü şu şekildedir;

Yunanistan’daki Magnesia Kenti’nden yola çıkan göçmenler önce Girit’te Gortyn ve Phaistos arasında bir kent kurdular ve orada uzun süre mutlu bir yaşam sürdüler. Ancak seksen yıl kadar sonra yörelerinde ak kargalar türeyince tedirgin olup, ana yurtlarına ya da başka bir yere göç etmek konusunda Delphoi kâhinine başvurdular. Bilici, onlara göç için Mykale Dağı’nın arkasındaki Pamphylialılar ülkesine, kıvrımı bol Maiandros Irmağı kıyısına gidip orada yerleşmelerini bildirdiği için onlarda bu yöreye gelip Menderes Yakınındaki Magnesia’yı kurdular.

Bu yazıt ele alındığında kuruluş mitolojisi ile arasında tutarlılıklar gözlemlenmektedir. Örneğin; her ikisinde de Anadolu’ya Girit üzerinden gelmeleri, Delphoi kâhininden kehanet almaları ve Menderes kıyısında Magnesia adında ki bu kenti kurmaları bakımından benzeşmektedirler. Bazı kent kuruluş efsaneleri göz önüne alındığında Magnesia kentinin kuruluş efsanesinin gerçekliğe daha yakın olduğu görülmektedir. Örneğin İo mitolojisini ele alacak olursak gerçeklikle uyuşmayan pek çok öğe ile karşılaşırız. Fakat Leukippos’un mitolojisinde absürtlükler yok denecek kadar azdır.

Magnesia Adının Etimolojik Kökeni

Magnesia adının etimolojik kökenini anlayabilmek için adın bölge diliyle, yani Luwi’ce ile ilişkisinin incelenmesi gerekir. Buna göre Magnesia adının Hellence’de bir karşılığı yoktur. Rhodos’lu Apollonis’in “Argonautika” adlı eserinin 584’üncü bölümünde Yunanistan’daki Magnesia adını Μάγνησα =Magnasa olarak zikretmesi bu adın, Luwi dilinde yerleşimler için kullanılan ve Hellecede çoğu yerde asos/assos’a dönüşen assa/asa son ekli bir kent adı olduğunun önemli bir ipucu olarak değerlendirilir. Dolayısıyla kentin adının bölgenin baskın kültürünü oluşturan Luwi kültürüyle açıklanan Magnasa/Magnassa’dan evrildiği düşünülmektedir. Bu teoriye göre adın ön ekleri de yine Luwi kültür ve diliyle açıklanabilir. Zamanla Magna’ya evrilen önekin esasında Makna = Ma-k(a)- (wa)na olduğu, bunun da Ma yerinin ülkesi anlamına geldiği önerilmektedir. Bu teori Kentin esasında bir Ma= Ana tanrıça tapımından kaynaklı bir addan türediğini göstermektedir.  Bu teori için arkeolojik destek olarak da eski Ana Tanrıça kültünün bir uzantısı olan Artemis’in Magnesia Ad Meandrum’daki kültü gösterilmektedir.

Kaynak: Ekrem AKURGAL, Anadolu Uygarlıkları, İstanbul, 1987. Orahan BİNGÖL, Menderes Magnesiası, Ankara, 1988. Murat Umut DOĞAN, Magnesia Ad Sipylum, İzmir, 2007. Azra ERHAT, Mitoloji Sözlüğü, İstanbul, 1972. Deniz GENCEOLU, Magnesia Ad Meandrum, Aktüel Arkeoloji Dergisi Sayı 42, İstanbul, 2014. Pierre GRİMAL, Mitoloji Sözlüğü Yunan ve Roma, İstanbul, 1997. Burcu ÖZDEMİR, Arkeolojik Kazılarda Alan Yönetimi ve Magnesia Antik Kenti, Ankara, 2010. Veli SEVİN, Anadolu’nun Tarihi Coğrafyası, Ankara, 2001. Hüseyin ÜRETEN, Magnesia ad Maeandrum ve Artemis Leukophryene: Hellenistik Dönem Kraliyet Mektuplarının Katkılarına Bir Bakış, History Studies: International Journal of History Sayı 4, 2012.

Akdeniz Üniversitesi Arkeoloji


Facebook'tan Yorumla




1 Yorum Yapıldı

Cevaplayın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir